Çekiştirdiklerimiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çekiştirdiklerimiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çoğunluk

Yönetmen: Seren Yüce
†  İnsan yine bir insan için hangi koşullar altında ötekileşir? Nasıl bir duygusal birikim kendinden olmayanı hor görmeye belki de ondan korkmaya sebep olabilir? Çoğunluk filmi ayrımcı ve faşizan duygularla örülü bir çevrede amaçsızca yetişen bir çocuğun eninde sonunda nasıl çoğunluğa katıldığını anlatıyor. Çocuk, kendine ve arkadaşlarına yetişkin olduğunu ispatlamaya çalışırken, tesadüfen ötekine âşık oluyor, ya da sırf şımarıklığından olduğunu sanıyor. Çoğunluktan izin çıkmayan bu ilişkiye direnmeye çalışıyor çocuk ya da izin verilmediği için inatlaşıyor. İzlerken tezatlıklarıyla bazen güldüren, bazı oyunculukların ise insanı gerçekten sinir edecek kadar iyi olduğu izlenesi bir film.

Yeşil Peri Gecesi

Yazar: Ayfer Tunç
†  Güzellik nedir? Bir insanın hayatını ne derece etkileyebilir? Günümüz medyasında, toplumsal ilişkilerde hatta gündelik sohbetlerimizde bizi fazlasıyla meşgul eden güzellik kavramının aslında nelere alet edildiğini, hangi baskıları doğurduğunu ve nasıl da kendisini yok etmeye mahkûm bırakılan bir kavram olduğunu yüzümüze bir tokat gibi çarpan etkileyici bir kitap “Yeşil Peri Gecesi”… Toplumdaki sığ düşünceler, medyanın kışkırtıcılığıyla birleşince kişinin, en güzel nitelikleriyle huzur içinde yaşaması bile mümkün hale gelemeyebiliyor. Hele de küçük yaşlardan itibaren bu savaşı veren bir kişiyseniz iş bulmadan arkadaş edinmeye, sevgili edinmekten huzurlu bir aileye sahip olmaya kadar her türlü çabanızda, güzel oluşunuzun türlü sonuçlarıyla mücadele etmek zorunda kalmaktan yorulabiliyor ve sizi bu hale getirenlerden öç almaktan başka çareniz kalmadığını düşünebiliyorsunuz.  “Yeşil Peri Gecesi” bizi tüm bu sürecin can sıkıcı anlarına ortak ediyor ve bugüne kadar güzellik ile ilgili pembe boyalı yazıların anlamsızlığını apaçık ortaya koyuşuyla da bir karşı duruş sergiliyor.


Erkeklerin Hikayeleri

Murathan Mungan’ ın bu seçkisi, ömrünüzde okuyacağınız en güzel öykü seçkisi olmaya aday.  Öykülerin dili, anlatımı, konuları ilgi çekici ve modern çağın insan ilişkilerine etkilerini ortaya serişi bakımından çok etkileyici… Bir aile yemeği, bir tatil, bir hatıra, bir otel odası, bir sevgili… Tüm bunlar nedir bir erkek için? Merak ediyorsanız çekinmeden okuyun. Merakınızı gidermekle kalmayacak, yazınsal hazzın doruklarında kısa bir tura çıkacaksınız.

Los Vivancos

Flamenko severlerin, eğer bir kez daha sahneye çıkacaklarsa, ajandasına kaydetmesi gereken gösterilerden biri. Daha önce de İstanbul’da sahne alan grubu Dans Platform İstanbul’un festival haftasında Cemal Reşit Rey sahnesinde izlemek çok keyifliydi. 7 İspanyol kardeşten oluşan grubun üyelerinin her biri danslarının yanında farklı bir enstrüman da çalıyor. Gösterilerini enstrümanlarıyla ve modern dans figürleriyle de zenginleştiren kardeşler sadece Flamenko dansçısı olmadıklarını, dans ve müziği içlerinde özümsediklerini de ispatlıyorlar. Gösteriyi keyifli kılan bir başka şey ise gösterinin tümünün canlı müzik eşliğinde gerçekleşiyor olması. Kardeşlere sesi çok güzel olan bir solist ve iyi bir müzik grubu eşlik ediyor. Yani hem canlı Flamenko dinliyorsunuz, hem de 7 iyi dansçının bu güzel müzik ile nasıl uyumlu dans ettiğini izleme şansına sahip oluyorsunuz.


Filmekimi

Filmekimi bu yıl da keyifli ve bol seçenekli bir programla karşımızda. 31 tane iddialı film arasından sizin için bir seçki hazırladık. Bu filmlere gidip de beğenmezseniz, bizi bulup kızabilirsiniz. İşte filmler:
· Tehlikeli Yol     (Yön:Ken Loach)
· Carlos, (Yön: Ramirez, Scheer & Walstatten)        
· Devrim (10 yönetmenli)
· Anneme Dokunma (Yön: Duplass & Duplass )
· Sosyalizm (Yön: Jean-Luc Godard )
· Aslı Gibidir (Yön: Abbas Kiarostami )
· Duyarlı Evlat – Frankenstein Projesi (Yön: Kornel Mundruczo)
· Güzel Bir Hayat Düşlerken (Yön: Danis Tanoviç )


Wordexpress İstanbul 2010

Gezginin Şiir Çantası
Şairler neden yolculuk eder? Şiirin gündelik hayattan uzaklaştığı bir dünyada, yolculuk eden şair şiirlerini nasıl sunmalıdır? Balkanlardan sırt çantalarında şiirle gelmiş gezginleri, masanızda ağırlamak istemez miydiniz?
Tasarlayan: Efe Duyan, Gökçenur Ç.
Katılımcı Ülkeler: Makedonya, Romanya, Yunanistan, Galler, Sırbistan, İsrail, Bulgaristan, Yunanistan, Ermenistan, Hırvatistan, Bosna Hersek, İskoçya, Gürcistan
31 Ekim 2010, Pazar, Nâzım Hikmet Kültür Merkezi, 17:00-20:00
Gezgin şairler, açacakları tezgâhta şiirlerini; karpostal, mektup, karvizit, potkal içinde rulo, harita, magnet, not defteri, pasaport vb. nesneler halinde sergileyecek ve şiirin az okunduğu bir dünyada, metinlerini değişik yollarla sunmanın olanaklarını aramaya devam edecekler.

Haliç’te Yaşayan Simonlar: Dün Devlet Bugün Cemaat

  Yazar: Hanefi Avcı 

“Derin” devlet kimimizin 90’ların ortalarından beri aşina olduğu bir kavram. 70’lerin sonunda Çorum ve Maraş, 1993’te Sivas katliamlarıyla şekillenen devlet içindeki cemaat yapılanması belki de ilk defa bu kadar net ve cesur bir biçimde, çeşitli illerde emniyet müdürlüğü yapmış Hanefi Avcı tarafından kağıda dökülüyor. Avcı, “Haliç’te Yaşayan Simonlar: Dün Devlet Bugün Cemaat” adlı kitabında, Ergenekon ve Balyoz davalarını, polis teşkilatının içindeki Gülen cemaatinin nasıl örgütlendiğini, CHP eski lideri Deniz Baykal’ın istifasına yol açan kasedi, generalleri istifaya zorlayan telefon konuşması kayıtlarını ve Türkiye’yi derinden sarsan daha pek çok olayı sorguluyor. Olayları bütünsel olarak ele almayıp, onları basit bir “asayiş” sorununa indirgeyen yaklaşımı eleştirilebilse de son yıllarda devlet içinden bu kadar muhalif bir sesin çıkıyor olması Türkiye’nin içler acısı halini bir kez daha gözler önüne seriyor.


Bizans Müziği: 78 Devir Taş plaklarda Orfeon- Odeon Kayıtları (1914-1926)

Kalan Müzik

Dini müziklerin yalnız o dinin değil, o dine mensup insanların ruh dünyasını da yansıttığı kanısındayım. Bütün dinlerin müziği bana farklı yollardan giderek belli bir inanç kavramında odaklandığını gösteriyor. Diğer yandan tüketime dönük, popüler bir müzik türü olmayan Bizans müziği de, tarihi boyunca imparatorlukların başkenti olmuş İstanbul’un nasıl bir kültürel sürekliliğe sahip olduğunu gösteriyor. Nitekim 5 CD'de toplanana albümdeki 200 ilahiyi dinlediğiniz zaman yüzlerce yıl önce bu topraklarda söylenen ezgilerle bize miras kalan ve Türk sanat müziği olarak adlandırdığımız müziğin birbirlerine hiç de yabancı olmadığını hissediyorsunuz. 20. yüzyılın ilk çeyreğinde İstanbul Rum Patrikhanesi’nin başmugannisi İakovos Nafpliotis tarafından taş plağa kaydedilen ilahiler sizi tarih boyunca bir gezintiye çıkarıyor.

Sonuncu

Yazar: Tahsin Yücel

Tahsin Yücel’in son kitabında, dünyanın en uzun kitabının yazılış serüveni ve basımından sonra gelişen olaylar üzerinden pek çok konuya göndermeler yapılmış. Ailesel sorumluluklar, emek harcamadan hazıra konulmuş bir zenginliğin beraberinde getirdikleri, basın dünyasındaki düzenbazlıklar, anlamdan çok biçime yüklenen aşırı değer ve pek çok konu, çok çocuklu ve varlıklı bir ailenin bireyleri arasında gelişen olaylar üzerinden ironik bir biçimde ele alınmış. İnanış, şöhret, aile gibi hayatımızda önemli rol oynayan kavramların nasıl ele alındığını, sıradanmış gibi görünen gündelik olayların çarpıcı sonuçlarına bakarak okuyucuya kazandırmak ister gibidir roman. Kitabın adından, yazarın son kitabı olup olmadığı sorusu akıllara gelse de Serencam, yani kitapta bahsi geçen ve dünyanın en uzun romanının adı olan Serencam, “bir işin sonu” demekmiş... İlginç olan şu ki, işin sonu kadar başında da ders alınacak pek çok şey var. “Sonuncu”yu okuduktan sonra, herhangi bir şey yazmaya başlarken giydiklerinize bile dikkat eder hale gelirseniz, sorumlusu Tahsin Yücel’dir, emin olabilirsiniz.

Kâğıt Gemiler

 Yazar: Ayşegül Çelik

Ödül almadan önce adını duymadığım pek çok yazardan biriydi Ayşegül Çelik... Biz daha geçmişteki büyük eserleri okumaya çalışırken, içinde bulunduğumuz zamanda öne çıkan yazarları gözümüze sokmak için beliren dönüm noktaları olarak varsayabiliriz ödülleri. Ödül alan eserleri, sadece bu nedenle bile takip etmek gerektiğini düşünenlerdenim. Bu anlamda, 2010 Yunus Nadi Öykü Ödülü alan Ayşegül Çelik’i tanıdığıma memnunum diyebilirim. Gizemli ve masalsı esintiler sezdiğim yazılarından, sadece biçim olarak sevdiğim için değil, aynı zamanda günümüzde bile gerçekliğini koruyan kan davası konusuna açıklıkla ve vicdanımızı hatırlatarak, tadında bir kadın duygusallığıyla değinebildiği için de keyif aldım. Öykülerdeki yer ve karakterlerin kesişmesi, acınası olayların ne kadar geniş bir doğaya yayılmış olduğunu hissetmeme neden olurken, yer yer büyük bir açıklıkla dile getirilen öğüt dolu satırları tekrar tekrar okudum. Ve öğrendim ki; sadece masallarda değil güzellikler, istersek biz de gerçek masallar yaratabiliriz… 


İstanbul Hatırası

 Yazar: Ahmet Ümit

Ahmet Ümit’in uzun zamandır beklenen kitabı İstanbul Hatırası, olayların klasik polisiye anlayışına bağlı kalınarak dizildiği, şüpheli olarak görülenlerin birkaç kişiyle sınırlı kaldığı bir roman olmaktan öteye gidemese de,  İstanbul’un tarihi hakkında bilinmesi gerekenleri güzel ve akılda kalıcı bir biçimde okuyucuya sunması sayesinde cazibesini belli bir seviyede tutmayı başarmış. Olayların sonunda,  katilin neden bu cinayetleri işlediği üzerine düşündüğünüzde bahsi geçen kişiler ve cinayeti işleme nedenleri arasındaki bağın çok iyi kurulamadığını hissedenler olacaktır benim gibi.  Zaten hangi cinayet kendini haklı çıkarabilir ki?

Zeynep’in, Dilber’in ve Ali’nin 8 Günü

Yönetmen: Cemal Şan

 Üç filmde üç ayrı karakterin 8’er günü anlatılıyor. Cemal Şan’ın birer yıl arayla çektiği filmler bir üçlemenin parçaları. Ortak tema, toplumdan kopuk bireylerin rutin hayatlarında aniden yaşanan dalgalanmalar ve sonuçları şeklinde özetlenebilir. Son derece sakin bir göle bir kaya atıp etkilerini izliyor gibi. Ama göl çok sakin… Filmlerin ilgiye mazhar kısmı burası. Nasıl ki güzel karelere sahip her film, iyi sayılamıyorsa, ağır ilerleyen her film de “sanat filmi” ya da “güzel” olamıyor. Hatta filmin yavaş ilerleyişi iyi planlanmamış ya da iyi işlenmemişse, ortaya kötü bir karışım çıkabiliyor. Belki Dilber’in 8 günü’nü dışarıda bırakarak şunu söyleyebiliriz: “yavaş yavaş ilerleyen sıkıcı filmler belki iyidirler ama ben anlamıyorum arkadaş” diyenler, iyi olmayan bir örneği için bu filmleri izleyebilirler. Belki bir ölçüt olabilir. Değinmeden bitirmeyelim, üçlemenin başrollerindeki kadınlar çok güzel fakat çok kötü oynuyorlar, erkekler çirkin ama nefis oynuyorlar. Ama yetmiyor işte.


Yüzünde Bir Yer

Yazar: Sema Kaygusuz
 “Yüzünde Bir Yer”, Sema Kaygusuz’un ikinci ve son romanı. Öykülerinde ve ilk romanında hissedilen okuyucuyu kurduğu dünyanın hemen içine çeken, etrafını saran dil bu eserde de hissediliyor. Dersim sürgünü bir babaanneden yola çıkarak, politik tezlerle ahkâm kesmeden, Hızır ve incir ağacı’na dair mitlerle örülü bir anlatıyla, bir kuşağın acılarının, pişmanlıklarının diğer kuşağa nasıl yabancılaşma, suskunluk ve suçluluk olarak taşındığı anlatılıyor. Kendine seslenen, kendini sorgulayan tonda yazılmış bu roman, okuyucuyu da aktarılan bu hislerle nasıl yaşandığı sorusunu sorgulamaya itiyor.

L’affaire FareWell (Elveda)

Yönetmen: Christian Carion
“L’affaire FareWell (Elveda)” bu seneki İstanbul Film Festivali’nde gösterilen filmlerden biri.  2009 yapımı filmin yönetmeni Christian Carion. Emir Kusturica’nın başrol oyuncusu olduğu film, 80’li yılların başında  SSCB’de geçiyor ve bir KGB subayının, Sovyetlerin komünist rejiminin yıkılmasını sağlamak için, Fransız bir mühendis aracılığıyla ABD’nin yakın müttefiki Fransa’ya önemli bilgiler sızdırması ile gelişen olayları anlatıyor. Filmin sonunda, kendinizi fillerin savaşında ezilen çimenler gibi ve/veya başkaları tarafından kurgulanmış ve yönetilen bir oyunun herşeyden habersiz bir piyonu gibi hissetmeniz olası. İzlenmeye değer..

El Secreto De Sus Ojos (Gözlerindeki Sır)

Yönetmen: Juan José Campanella
 Yeni emekli bir sorgu müfettişi, yaşıtlarının aksine emekliliğinde vaktini bahçe işleriyle meşgul olarak değil, bir roman yazarak geçirmeye karar verir. 25 yıl öncesinde yaşanan bir davayı konu ettiği romanı, ona anılarını ve geçmişinde bıraktığı kişileri yeniden hatırlatır. Gözlerindeki sır, bazı şeylerin asla unutulmadığını ve değişen herşeye rağmen değişmeyen tutkularımıza dair bir film. Yönetmen Juan José Campanella, polisiye türü için özgün sayılabilecek bir kurguyla, bir sonraki sahnenin ne olacağını sezdirmeden, izleyiciye hem  sessiz, karanlık ve mahrem bir odayı, hem de hınca hınç dolu bir stadyumu aynı incelikle sunuyor. Filmin mekanları kadar, karakterler arasındaki gündelik espriler, şakalaşmalar ve 70’ler Arjantin’in politik atmosferi hikayeyi zenginleştiriyor. Filmin, bu yıl en iyi yabancı film oscarını da aldığını hatırlatayım.

Anadolu’nun Kayıp Şarkıları

Yönetmen: Nezih Ünen 
Müzik: Ağzında diş kalmamış nineden aşk türküsü, Alevi dededen Eşrefoğlu türküsü, âşık atışmaları, Gürcü şarkıları, pamuk işçilerinin türküsü, demir döven, kumaş dokuyan, orak biçen, kozadan ipek çekenlerin iş aletlerinin müziği, barak havası, gazel, çingene davul-zurnası, Süryani ilâhileri, Ermeni, Rum şarkıları, dengbejler (onların anlattıkları da müzik sayılır). Hepsi en özgün halleriyle, bindirilmiş enfes müziklerle... Halk oyunları: Yalçın kayaların tepesinde kartal, Alevi semah, Mevlevi sema, kılıç-kalkan, Karadeniz yeşilinde horonlar, kukla gibi giyinerek oynanan âşık-maşuk, zeybek, köçek, Çerkes oyunları... Hem seyredin, hem dinleyin, hem hayran olun, bayılın, yönetmen-müzisyen Nezih Ünen’e, öbür emeği geçenlere teşekkür edin.

Mazhar Olmak

 Yazar: Mazhar Alanson
Geçtiğimiz aylarda raflarda yer alan Mazhar Olmak isimli Mazhar Alanson albümü, ya da cd hediyeli kitap bir hayli ilgi çekti. Bildiğimiz, sevdiğimiz MFÖ şarkılarını, Mazhar Alanson’un o harika sesinden, tek bir gitar eşliğinde dinlemek güzel, hatta enfes bir deneyimdi. Şarkıların tümünün canlı çalınıp söylenmiş olması, minik hataların ayıklanmayıp, müziğin, kaydedildiği gibi, “günahıyla sevabıyla” dinleyiciyle paylaşılmış olması da…  Ne var ki, Alametifarika isimli reklam ajansının da katkılarıyla, Turkcell ve Garanti Bankası reklamları tadında tasarlanmış albüm kitapçığına gelince, işin rengi değişiyor sanki. Aslında 170 sayfalık, karton kapaklı, renkli kuşe kâğıda basılmış bu kitaba kitapçık demek haksızlık. Kitap bizleri şarkılara ait ilginç hikâyeler, gün ışığına çıkmamış metinler ve resimlerle de tanıştırıyor. Bunlara sözümüz yok. Ne var ki, niye yalan söylemeli, tam “sözleri, şarkıları, eşsiz yorumu, oyunculuğu ve en çok da samimiyetiyle biz zaten severiz Mazhar Abi’mizi” diyecekken, üstünkörü çizilen bu “uçuk kaçık sanatçı” portresi, bu plastik ambalaj kafalarımızda soru işaretleri oluşturmuyor da değil. Her şeye rağmen, “şapkasız çıkmayan” bu ağabeyimizin o güzel bas yorumunun hatırına edinilmesi gereken, ilgi çekici bir “ürün” “Mazhar Olmak”.
Oldu mu şimdi Alanson, bom bili bili bili bom!

Ayak İzlerinde Adımlar

Yazar: Julio Cortazar
“Luciana yazmadan önce karalama yapacak bir kadın değildi…”

Zihninizden geçen imgeleri karşınızda cümle cümle görmek. “Evet ben de böyle hissediyorum” diyerek şaşırmak. Binlerce kilometre uzakta yaşamış bir insanın hissettiklerinin, gözlemlediklerinin tanıdık ve sıcak gelmesi… Seksek isimli romanı ile bilinen Cortázar, Latin Amerika’nın sosyalist yazarlarından. Ayakizlerinde Adımlar ise bir tanesi uzun sekiz öyküden oluşan derleme bir kitap. Her öyküde başka bir teknik ve kurgu biçimi bulabiliyorsunuz. Defalarca okuduğum ve her okuduğumda başka detayları fark ettiğim bir öyküsünde (Işık Değişikliği) hepimizin bildiği, yaşadığı bir handikapı çok güzel bir dille ifade etmiş. Çoğu zaman karşımızdakini, kendi geçmişimizle ve duygusal birikimimizle algılıyor, yoğuruyor ve yeniden biçimlendiriyoruz. Başkalarında kendi idealimizi yaratmaya çalışıp, içimizdekini somutlaştırarak putlaştırıyoruz. Bahsettiğim öyküde bu durum çok güzel detaylarla anlatılmış. Tüm öyküleri ayrı tatlara sahip. Ayrıca çevirisi de çok iyi. Yeni bir kitap değil, basıldığı yılarda da çok satanlar listesinde yer aldığını hiç sanmıyorum. Ama, iyi okurların kütüphanesinde mutlaka bulunması gereken bir eser.

Cadının Bohçası

Yazan ve Oynayan: Esmeray
Türkiye’deki kadın sorununu, bir transseksüelin çocukluğundan itibaren karşılaştığı zorluklar ve bunlarla ettiği mücadeleler bağlamında ele alan Cadının Bohçası’nda, iki konunun iç içe geçtiği bir sorgulama zemini sunuluyor. Transseksüelliğin bu ülkede hâlâ bir tabu olduğunu bilmek, oyunu izlerken sizi bu sorunu da düşünmeye zorluyor.  Zaman zaman kendimi, başka birinin yaşadığı sorunların anlatılıyor olduğu yanılgısından, anlatılanın izlediğim kişinin (Esmeray) hikâyesi olduğu gerçeğine sert geçişler yaparken yakaladım, şaşırdım. Türkiye’de kadın olmak da zor, transseksüel olmak da. Transseksüel bir kadın olmak ne kadar zor? Esmeray çok güzel anlatıyor. Muhakkak izlemek gerek.


Zeynep Tanbay Dans Projesi - Araz

Zeynep Tanbay’ın bir önceki koreografisi olan 4 Ayak’ın tadı damağımızda kalmıştı. Neredeyse unutacaktık ki Araz geldi. Gene muhteşem, gene şaşırtıcı. Grup ve solo olarak sergilenen koreografinin estetiğine mi kapılsak, sanatçıların vücutlarına hâkimiyetlerine mi şaşırsak bilemeden biten 70 dakikalık bir şölen. Eserlerinden birini bile kaçırmanın büyük kayıp olacağı bu dans ekibini iyi takip etmek gerekiyor.