kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Haliç’te Yaşayan Simonlar: Dün Devlet Bugün Cemaat

  Yazar: Hanefi Avcı 

“Derin” devlet kimimizin 90’ların ortalarından beri aşina olduğu bir kavram. 70’lerin sonunda Çorum ve Maraş, 1993’te Sivas katliamlarıyla şekillenen devlet içindeki cemaat yapılanması belki de ilk defa bu kadar net ve cesur bir biçimde, çeşitli illerde emniyet müdürlüğü yapmış Hanefi Avcı tarafından kağıda dökülüyor. Avcı, “Haliç’te Yaşayan Simonlar: Dün Devlet Bugün Cemaat” adlı kitabında, Ergenekon ve Balyoz davalarını, polis teşkilatının içindeki Gülen cemaatinin nasıl örgütlendiğini, CHP eski lideri Deniz Baykal’ın istifasına yol açan kasedi, generalleri istifaya zorlayan telefon konuşması kayıtlarını ve Türkiye’yi derinden sarsan daha pek çok olayı sorguluyor. Olayları bütünsel olarak ele almayıp, onları basit bir “asayiş” sorununa indirgeyen yaklaşımı eleştirilebilse de son yıllarda devlet içinden bu kadar muhalif bir sesin çıkıyor olması Türkiye’nin içler acısı halini bir kez daha gözler önüne seriyor.


Sonuncu

Yazar: Tahsin Yücel

Tahsin Yücel’in son kitabında, dünyanın en uzun kitabının yazılış serüveni ve basımından sonra gelişen olaylar üzerinden pek çok konuya göndermeler yapılmış. Ailesel sorumluluklar, emek harcamadan hazıra konulmuş bir zenginliğin beraberinde getirdikleri, basın dünyasındaki düzenbazlıklar, anlamdan çok biçime yüklenen aşırı değer ve pek çok konu, çok çocuklu ve varlıklı bir ailenin bireyleri arasında gelişen olaylar üzerinden ironik bir biçimde ele alınmış. İnanış, şöhret, aile gibi hayatımızda önemli rol oynayan kavramların nasıl ele alındığını, sıradanmış gibi görünen gündelik olayların çarpıcı sonuçlarına bakarak okuyucuya kazandırmak ister gibidir roman. Kitabın adından, yazarın son kitabı olup olmadığı sorusu akıllara gelse de Serencam, yani kitapta bahsi geçen ve dünyanın en uzun romanının adı olan Serencam, “bir işin sonu” demekmiş... İlginç olan şu ki, işin sonu kadar başında da ders alınacak pek çok şey var. “Sonuncu”yu okuduktan sonra, herhangi bir şey yazmaya başlarken giydiklerinize bile dikkat eder hale gelirseniz, sorumlusu Tahsin Yücel’dir, emin olabilirsiniz.

Kâğıt Gemiler

 Yazar: Ayşegül Çelik

Ödül almadan önce adını duymadığım pek çok yazardan biriydi Ayşegül Çelik... Biz daha geçmişteki büyük eserleri okumaya çalışırken, içinde bulunduğumuz zamanda öne çıkan yazarları gözümüze sokmak için beliren dönüm noktaları olarak varsayabiliriz ödülleri. Ödül alan eserleri, sadece bu nedenle bile takip etmek gerektiğini düşünenlerdenim. Bu anlamda, 2010 Yunus Nadi Öykü Ödülü alan Ayşegül Çelik’i tanıdığıma memnunum diyebilirim. Gizemli ve masalsı esintiler sezdiğim yazılarından, sadece biçim olarak sevdiğim için değil, aynı zamanda günümüzde bile gerçekliğini koruyan kan davası konusuna açıklıkla ve vicdanımızı hatırlatarak, tadında bir kadın duygusallığıyla değinebildiği için de keyif aldım. Öykülerdeki yer ve karakterlerin kesişmesi, acınası olayların ne kadar geniş bir doğaya yayılmış olduğunu hissetmeme neden olurken, yer yer büyük bir açıklıkla dile getirilen öğüt dolu satırları tekrar tekrar okudum. Ve öğrendim ki; sadece masallarda değil güzellikler, istersek biz de gerçek masallar yaratabiliriz… 


İstanbul Hatırası

 Yazar: Ahmet Ümit

Ahmet Ümit’in uzun zamandır beklenen kitabı İstanbul Hatırası, olayların klasik polisiye anlayışına bağlı kalınarak dizildiği, şüpheli olarak görülenlerin birkaç kişiyle sınırlı kaldığı bir roman olmaktan öteye gidemese de,  İstanbul’un tarihi hakkında bilinmesi gerekenleri güzel ve akılda kalıcı bir biçimde okuyucuya sunması sayesinde cazibesini belli bir seviyede tutmayı başarmış. Olayların sonunda,  katilin neden bu cinayetleri işlediği üzerine düşündüğünüzde bahsi geçen kişiler ve cinayeti işleme nedenleri arasındaki bağın çok iyi kurulamadığını hissedenler olacaktır benim gibi.  Zaten hangi cinayet kendini haklı çıkarabilir ki?

Yüzünde Bir Yer

Yazar: Sema Kaygusuz
 “Yüzünde Bir Yer”, Sema Kaygusuz’un ikinci ve son romanı. Öykülerinde ve ilk romanında hissedilen okuyucuyu kurduğu dünyanın hemen içine çeken, etrafını saran dil bu eserde de hissediliyor. Dersim sürgünü bir babaanneden yola çıkarak, politik tezlerle ahkâm kesmeden, Hızır ve incir ağacı’na dair mitlerle örülü bir anlatıyla, bir kuşağın acılarının, pişmanlıklarının diğer kuşağa nasıl yabancılaşma, suskunluk ve suçluluk olarak taşındığı anlatılıyor. Kendine seslenen, kendini sorgulayan tonda yazılmış bu roman, okuyucuyu da aktarılan bu hislerle nasıl yaşandığı sorusunu sorgulamaya itiyor.

Mazhar Olmak

 Yazar: Mazhar Alanson
Geçtiğimiz aylarda raflarda yer alan Mazhar Olmak isimli Mazhar Alanson albümü, ya da cd hediyeli kitap bir hayli ilgi çekti. Bildiğimiz, sevdiğimiz MFÖ şarkılarını, Mazhar Alanson’un o harika sesinden, tek bir gitar eşliğinde dinlemek güzel, hatta enfes bir deneyimdi. Şarkıların tümünün canlı çalınıp söylenmiş olması, minik hataların ayıklanmayıp, müziğin, kaydedildiği gibi, “günahıyla sevabıyla” dinleyiciyle paylaşılmış olması da…  Ne var ki, Alametifarika isimli reklam ajansının da katkılarıyla, Turkcell ve Garanti Bankası reklamları tadında tasarlanmış albüm kitapçığına gelince, işin rengi değişiyor sanki. Aslında 170 sayfalık, karton kapaklı, renkli kuşe kâğıda basılmış bu kitaba kitapçık demek haksızlık. Kitap bizleri şarkılara ait ilginç hikâyeler, gün ışığına çıkmamış metinler ve resimlerle de tanıştırıyor. Bunlara sözümüz yok. Ne var ki, niye yalan söylemeli, tam “sözleri, şarkıları, eşsiz yorumu, oyunculuğu ve en çok da samimiyetiyle biz zaten severiz Mazhar Abi’mizi” diyecekken, üstünkörü çizilen bu “uçuk kaçık sanatçı” portresi, bu plastik ambalaj kafalarımızda soru işaretleri oluşturmuyor da değil. Her şeye rağmen, “şapkasız çıkmayan” bu ağabeyimizin o güzel bas yorumunun hatırına edinilmesi gereken, ilgi çekici bir “ürün” “Mazhar Olmak”.
Oldu mu şimdi Alanson, bom bili bili bili bom!

Ayak İzlerinde Adımlar

Yazar: Julio Cortazar
“Luciana yazmadan önce karalama yapacak bir kadın değildi…”

Zihninizden geçen imgeleri karşınızda cümle cümle görmek. “Evet ben de böyle hissediyorum” diyerek şaşırmak. Binlerce kilometre uzakta yaşamış bir insanın hissettiklerinin, gözlemlediklerinin tanıdık ve sıcak gelmesi… Seksek isimli romanı ile bilinen Cortázar, Latin Amerika’nın sosyalist yazarlarından. Ayakizlerinde Adımlar ise bir tanesi uzun sekiz öyküden oluşan derleme bir kitap. Her öyküde başka bir teknik ve kurgu biçimi bulabiliyorsunuz. Defalarca okuduğum ve her okuduğumda başka detayları fark ettiğim bir öyküsünde (Işık Değişikliği) hepimizin bildiği, yaşadığı bir handikapı çok güzel bir dille ifade etmiş. Çoğu zaman karşımızdakini, kendi geçmişimizle ve duygusal birikimimizle algılıyor, yoğuruyor ve yeniden biçimlendiriyoruz. Başkalarında kendi idealimizi yaratmaya çalışıp, içimizdekini somutlaştırarak putlaştırıyoruz. Bahsettiğim öyküde bu durum çok güzel detaylarla anlatılmış. Tüm öyküleri ayrı tatlara sahip. Ayrıca çevirisi de çok iyi. Yeni bir kitap değil, basıldığı yılarda da çok satanlar listesinde yer aldığını hiç sanmıyorum. Ama, iyi okurların kütüphanesinde mutlaka bulunması gereken bir eser.

Sürüne Sürüne Erkek Olmak

Yazar: Pınar Selek
Kitap, askerlikte nasıl sürüne sürüne erkek olunduğunu tanıklıklar üzerinden anlatıyor. Ötekinin derdini dert edinen Pınar Selek, bu kitapta militarist bir toplumun erkeklerinin yaşadığı erkeklik sorunsalını inceliyor. Farklı hayatlardan bir grup erkekle yapılan röportajları aktarıyor çünkü “yaşamak en önemli akademik faaliyettir”. Hayattaki duruşuyla çevresine barış dolu yaşanabilir bir dünya için mücadele etme gücü veren Pınar Selek, mısır çarşısı davası nedeniyle hâlâ haksız yere yargılanmaya devam ediyor. Hukuksuzluğun dillere pelesenk olduğu şu günlerde yıllardır hukuksuzluğa maruz kalan bu kadın aktivistin kitabını okumanızı öneriyorum. Pınar Selek mevzu olunca bu önerimi şiddetle değil, barışla yapıyorum…



Tezer Özlü’den Leylâ Erbil’e Mektuplar

            “… burası bizi öldürmek isteyenlerin yurdu.”

Edebiyatımızın iki büyük yazarı çok iyi arkadaş. Leylâ Erbil, Tezer Özlü öldükten 9 yıl sonra yayına hazırlayıp, bastırmış mektuplaşmalarını. Kitabın başında, Leylâ Erbil’den, Özlü’yü tanıtan dört güzel yazı var. Kitabın kalan kısmı Özlü’nün Erbil’e yurtdışından gönderdiği mektuplardan ve kartpostallardan oluşuyor. Üzerine acı serpiştirilmiş yazışmalar hepsi. Memleketin ve edebiyat dünyasının içinde bulunduğu durum kadar, İstanbul’dan uzak kalmak da üzüyor Tezer Özlü’yü. Mağrur bir isyan taşıyıcısı Tezer Özlü’yü daha iyi tanımak ve yazarların iç dünyasına bir adım daha yaklaşmak için okunabilecek bir kitap.

Abdümecit

Yazan: Hıfzı Topuz
2009’un son aylarında okurlarıyla buluşan ‘Abdülmecit’, bir çırpıda, keyifle okunabilen yaşamöyküsel bir anlatı. Hıfzı Topuz son kitabında “16 yaşında tahta çıkan, büyük aşklar ve acılar yaşayan, Mustafa Reşit Paşa’nın çabalarıyla Tanzimat’ı ilan eden, genç yaşta yaşama veda eden zarif ve duygusal bir padişahın hüzünlü öyküsünü” anlatıyor. Kitap, aynı zamanda, Osmanlı Devleti borç batağında can çekişirken, sarayın nasıl bir savurganlık ve sefahat dönemi içinde olduğuna da ışık tutuyor.  Topuz’un, kitabını yazarken Sultan Abdülmecit’in yaveri olan büyük dedesi Hüseyin Şerif Paşa’nın hatıralarından faydalandığı biliniyor. Ne var ki, eser, başta Abdülmecit olmak üzere saray karakterlerinin iç dünyaları hakkında derinlikli resimler sunamıyor. Roman kurgusu da, yazarın dedesinin anıları ile süslense de, Abdülmecit’in başından geçen önemli olayların kronolojik bir sıraya dizilmesinden öteye gitmiyor. Yine de, temiz bir dille kaleme alınmış, okunmayı hak eden, sürükleyici bir anlatı ‘Abdülmecit’.

Lavinia

Yazar: Ursula K. Le Guin

“Varlığım yüzyıllar boyu sürecekse eğer, en azından bir kerecik ortaya çıkıp konuşmam gerekir.”
Aeneas, Roma imparatorluğunun atası sayılan bir kahramandır. Truva’nın düşüşünden sonra kaçıp, yeni bir yurt aramış ve çeşitli maceralardan sonra soluğu günümüzün İtalya’sında almış. İtalya’da da Yunan kolonisini yenip, Kral Latinus’un kızı Lavinia ile evlenmiş. Yeni bir kent kurmuş, Lavinium. Genellikle bilim kurgu ve fantastik kitaplar yazan Ursula Le Guin, bu kitabında farklı bir şey deniyor ve destan-kurgu yazıyor. Bu kahramanlık hikâyesinde önemli bir yer tutmayan Lavinia, kendi hikâyesini Le Guin’in kalemiyle anlatıyor. Erkek kahramanların, erkek maceralarının anlatıldığı bir destanın söz verilmeyen kimsesi, söz hakkı alıyor ve destanı yeniden anlatıyor. Bir savaşçının değil, bir kadının merkezinde olduğu alternatif bir destan anlatısı okumak isteyenlere bu roman ilginç gelebilir.


Erken Kaybedenler

Yazar: Emrah Serbes

† Tutunamayan ya da tutunmaya çalışan erkeklerin ergenlikle erkeklik arasına sıkışıp kalmış hikâyelerini Emrah Serbes’in anlatımıyla okumak gerçekten çok zevkli. Kadın gözüyle okunduğunda cinsiyetler arasındaki ergenlik döneminin ne kadar farklı olduğunu görmek bilindik sanılan gerçeği çok daha vahim ve çarpıcı gösteriyor. “Böyle bir kaygıyla mı yazılmış?” derseniz, bilemem. Ama benim için böyle de bir anlamı oldu kitabın. Vapurda, evde, otobüste kendinizi tutamayıp kahkahalarla güleceğiniz trajik ve komik hikâyelerle dolu.

†“Ne var ki, ben de yazarım böyle” diye başlıyorsunuz kitaba. “Çok eğlenceliymiş” diye devam ediyorsunuz. Bilindik hikayelerin nitelikli yazımla birleştiğini anladıkça hayranlık duymaya başlıyor, “keşke ben de böyle yazabilsem” diye bitiriyorsunuz. Rahat bir dille yazılmış kitap, kolay okunuyor, hızla bitiyor. Ağızda çok güzel bir tat bırakıyor. Kesinlikle atlanmaması gereken bir kitap, dikkat edilmesi izlenmesi gereken bir yazar.


Her dağın gölgesi Deniz’e düşer


Yazar: Evrim Alataş

Akrabalardan, dostlardan dinlenilen hikâyeleri bir destanmış gibi dinleyip “Biz neden böyleyiz?” sorusuna cevap arayan 80-90 kuşağı gençlerin, yani bizim, kolayca okuyabileceğimiz ve aradığımız cevabı bulabileceğimiz tarihi bir masal. Cumhuriyetten günümüze, bir Alevi Kürt köyünün suretinde beliren tarihimizi okumanızı kesinlikle tavsiye ederim.