Gezi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gezi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Eğin (Kemaliye)

Didem Çınar - Murat Engin Ünal


Burası bir ada, denizinin Fırat olduğu… Şu dağların ardında Fırat’ın dolambaçlı bir kolu daha var sanki… Karşısı da komşu ada, kanyonun öbür yakası, taş yolun ev sahibi… Burası herhangi bir anakaraya ait olamaz. Olsa olsa bir ada, yalıtılmış, korunaklı…
Atletik bünyemle Kemaliye Doğa Sporları Şenliği’ne katılmaya heves ettim. “Ata sporumuz tracking (dağ bayır tırmanma) ve rafting (azgın sularda bota binme) yaparım sonra da keyfime bakarım”  anlayışıyla katıldım. “Yürüyüş ayakkabım yok, ya kayarsam” diye düşünürken, 10-70 arası yaş ve spor-sandalet arası ayakkabılılar grubuyla düştük dağların yoluna. Daha önce bir spor şenliğine katılmışlığım yok, o yüzden spor şenlikleri hep mi böyledir bilemiyorum ama ben Eğin’i yerden göğe sığdıramazken “İyi de her şenlikte bu böyledir” diyecek olursanız Eğin’in dağlarından, Fırat’ından ve insanlarından tokat gibi cevaplar yükselebilir.

Çekoslavakya’dan türeyen iki başkent; Prag ve Bratislava



Ahmet Can Kutlu

Geçen yaz bir konferansa katılmak için yurt dışına çıktığımda gezdiğim şehirlerden Prag ve Bratislava; şu anda Çek Cumhuriyeti ve Slovakya olarak ayrılan eski Çekoslavakya’nın en büyük iki kenti. Mevcut durumda Prag, Çek Cumhuriyeti’nin; Bratislava ise Slovakya’nın başkenti ve bu iki kenti de gezdikten sonra buraların daha önce aynı ülkenin parçaları olduğuna inanılamayacak kadar farklı karakter gösterdiklerini hayretler içerisinde izledim.

Başkenti Prag olan Çekos-lavakya, 1. Dünya Savaşı sonrası kurulan bir devletti ve 2. Dünya Savaşı’ndan sonra 1948 yılında hükümet komünistlerin eline geçti. 1968’de siyasi lider Alexander Dubcek zamanında başlatılan liberalleşme çalışmaları ve “Prag Baharı” adı verilen dönem, yedi buçuk ay sonra Sovyetler ve müttefikleri tarafından ülke işgal edilerek kanlı bir şekilde sona erdirildi. Kasım 1989’da ülke, kansız bir şekilde “Kadife Devrim” ile kapitalizme dönüş yaptı ve 1 Ocak 1993’te Çek Cumhuriyeti ve Slovakya olarak barışçıl bir şekilde ikiye ayrıldı.

Sardunya

Didem Çınar

Yolculuğun bitmesine daha çok var. Buraya kadar her şey çok güzeldi… Yollar, şehirler, insanlar… Nereden çıktı bu arkadaşı ziyaret etme fikri? Aile sohbetleri, kasılıp kalan yüzler, toparlanamayan cümleler, kendini anlatma, karşındakini anlama telaşı… Olacak iş miydi şimdi bu?
Havaalanında Salvatore’nin bizi almasını bekliyoruz. Salvatore Sardunyalı, başka bir ifadeyle de içimdeki sıkıntının başkahramanı. İtalya’nın batısındaki bu küçük olmayan adayı bize Salvatore gezdirecekmiş. Ve Salvatore gelir, yanında kuzeniyle…Kuzeni, sonraki iki gün boyunca karşılaştığımız ve tanıştığımız diğer Sardunyalılar gibi, İngilizce bilmiyor. Biz de tek kelime İtalyanca bilmiyoruz ve Salvatore sonraki iki gün boyunca yapacağı işe başlıyor, çevirmenlik. 

Solidão (Yalnızlık)

Pınar Dursun

Oyalı perdeleriyle, balkonlarında asılı çamaşırlarıyla seni kendine ait hissettiriyor, küçük mütevazı Portekiz evleri. Başka bir ülkede yaşıyor olmanın farkındalığı, sokakta kestane satan teyzeyi mahallendeki komşu teyzeye benzetmene engel olamıyor. Kafelerde dev ekran karşısında futbol maçı izleyen kalabalığın bizden tek eksik yanı çay yerine kahve içiyor olmaları sanki. Bazen başka bir ülkede olduğunu unutuyorsun. Yolculuk yaparken için geçiyor mesela, başını camına usulca yasladığın otobüs, yol kenarı boyunca uzanan ve lezzetli Portekiz şaraplarının kaynağı olan üzüm bağlarıyla yarışıyor sen uyanmaya çalışırken. Ve o mahmurlukla kendini bir an Ege’nin kıvrımlarında hissediyorsun. Yılın her günü için farklı şekilde pişirdikleri okyanus balığından bahsediyorlar, yüzünde bir tebessüm ve aklında Karadeniz hikâyeleri ile dinliyorsun, şaşırmadan.


Berlin Hâlleri

Murat Engin Ünal

Geçtiğimiz Eylül’ün sonu ve Ekim’in başında fakülteden beş arkadaş, bizim okulda bulamayacağımız, yoğunlaştırılmış bir derse katılmak için üç hafta boyunca Berlin’deydik. Ders hafta içi, sabah 9’dan akşam 5 buçuk, 6’ya dek sürmesine ve cumartesi de yarım günümüzü almasına rağmen Berlin’e dair bazı tespitler yapabilecek, kültürlerini ucundan da olsa tanıyabilecek kadar gezdik.
İlk tespitimiz Berlin’de ne kadar çok Türk yaşadığı oldu. Havaalanında uçaktan inişimizden, 3 hafta sonunda tekrar uçağa bindiğimiz ana dek, ne zaman soru soracak danışacak birini arasak etrafımızda mutlaka bir Türk bulabildik. Türkçeyi zor konuşanı konuşamayanı, bıçkın delikanlısı kızı, akademisyeni, manavı, bakkalı yani hayatın her alanından ve tüm yaşam tarzlarından Türkler gördük.